İnsanlar
arasındaki bir takım gereksinmelerden matematik doğmuştur. Tarihi incelersek;
ilk çağlarda bile bugün bilgisayarlarda kullanılan ikili sistemin Mısır
aritmetiğinde kullanıldığını görürüz. Yine o çağlarda dairenin çevresini, Nil
Nehri'nin taşma zamanlarını saptamak için mevsimleri ve böylece 365 günü içeren
takvimlerin hazırlandığını belirleriz. Başka ülkelerin bilimlerini inceleyen
yunanlılarda ilk köklü bilgileri mısırlılardan öğrenmiş oldular. Yine
geçerliliğini her zaman koruyan "Bir dik açılı üçgenin uzun kenarının
karesinin, öteki iki kenarın kareleri toplamına eşit olduğunu"
belirten ünlü Pisagor Teoremi M.Ö. 570
yıllarında kanıtlanmıştır. Hintliler bugün de tüm dünyada kullanılan 0
ıda içeren onluk sayı sistemini kurmuşlardır. En büyük Arap matematikçisi
El-Harizmi (780-850) cebirin
kurucusudur. Orta çağ Avrupa matematiği bu bilginin eserlerinden
oluşmaktadır. Araplar dünyaya eski ve çağdaş bilim konusunda eşsiz hizmette
bulundular. Hint ve Çin buluşlarını dünyaya tanıttılar. Ancak modern bilimin
kurucusu olamadılar.
Tüm ilkel
toplumlarda ticaret takastan öte bir nitelik kazanır kazanmaz sayı ve ölçü
kavramları gelişti. Sayı kavramı matematiğin temelini oluşturur. Sayılar
çiftçilerin ürünlerini sayma gereksinmesinden doğmuştur. Sayılar alışverişi de
olanaklı kılan para sistemlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Daha sonra
yunanlılar matematiksel usa vurmayı mantıksal bir temele oturtarak ve böylece
kendilerini kanıtlayıcı olmayan önermelerin, temel varsayımlardan
çıkarılabilmesini sağlayarak matematiği kesin bir bilim dalı haline getirdiler.
Ayrıca müzik ve resimle ilişkiler kurarak mantıksal düşünüşlerini sanatları da
içerecek biçimde genişlettiler. Fakat matematik 16. yüzyıla dek pek fazla
gelişmedi. Günümüzde tüm dünya eşi görülmemiş bir değişim yaşamaktadır.
İnsanlar
günlük yaşamda sık sık aritmetikten yararlanmakla birlikte üzerinde hemen hemen
hiç düşünmezler. Örneğin; günlük dilde kullandığımız bir çok sözcüğün anlamını
da pek bilmeyiz. Sorulursa şaşırırız, bocalarız. Aslında düşünmeden yaptığımız
bir çok davranışın nedenlerini de araştırmayız. Herhangi bir şey satın alan
biri ödediği ücreti ve geri aldığı para üstünü sayarken ticaretin başladığı
dönemden beri kullanılan bilgileri kullandığını fark etmez bile, temel toplama
ve eşitlik kavramlarını kullandığını düşünmez.
Aritmetiğin
dört temel işlemi vardır. Bunlar toplama, çıkarma, çarpma ve bölmedir. Bu dört
temel kural yaşamın her safhasında geçerliliğini yitirmez. Okullarımızda birkaç
yıldan beri matematik dersleri öğretim programları Modern Matematik adıyla okutulmaktadır. Neden Modern Matematik
denildiğini bir türlü anlayamıyorum. Tüm öğrenciler, veliler buna tepki
gösteriyor. Tepkinin en fazlası ise "çocuklarımız dört işlemi
öğrenemiyorlar" savınadır. Oysa bu sav tümüyle yanlış. Dört işlem de
öğretiliyor yaşam için gereksinim duyulan tüm konular da. Öğrencinin sınıfları
değiştikçe konuları da değişecektir. Matematikte gelişerek devam edecektir. Her
şeyden önemlisi içinde yaşadığımız dünyada bilim, teknik geliştikçe bizde bu
değişime ayak uyduracağız. Değişimleri eğitim yaşantımıza uygulamak zorundayız.
Dün 20. yüzyıldı bugün 21. yüzyıl. Dün daktilo ile yazıyorduk, bugün
bilgisayarla ve dünya parmaklarımızın ucunda.
Biz tekrar
dört işleme dönelim. Bunların bir çoğu
sadece sağduyu yoluyla ortaya konmuş olan temel yasalar izlenerek
yapılır. Değişme özeliği hem toplamada hem çarpmada vardır. Bu yasa yalnızca 7
ile 5 in toplama örneğinde olduğu gibi 7+5 ya da 5 ile toplama örneğindeki 5+7 nin toplamına eşit olduğunu söyler. Başka
bir deyişle sayıları toplama sırası önemli değildir. Aynı özelik çarpma
işleminde de vardır. 4x3 çarpma işlemi 3x4 olarak gösterilirse sonuç değişmez.
Bu bize matematik programının değişmesiyle matematiğe çağdaş bir boyut kazandırdığımızı
anlatıyor. Bu boyut matematiğe giren yorumdur. 2x2 her zaman 4 değildir. Çok
eskiden televizyonda zevkle izlediğimiz bir dizi vardı."Gökyüzü
Prensleri" Adım adım uçağın evrimini anlatmaktaydı. Burada uçağı
evrimleştirenlerin nasıl uğraş verdiklerini izledik. Matematiği kullanarak önce
kağıt üzerinde uçağın modelini yaptılar. Yaptıkları matematik işlemleri ile
uçağın havada ne kadar kalacağını hesapladılar. Bu bizim matematikte yaptığımız
birebir eşleme yöntemidir. Aslında eşelemeye çok daha tanıdık bir çok örnek
verebiliriz. Harita dünya üzerindeki noktalarla birebir eşlemedir. Dikkat
ettiniz mi? Konuşmaya yeni başlayan bir çocuk elinin parmaklarıyla evdeki
insanları eşleyerek sayar. Alışveriş yaptığımızda parayla, aldığımız malı
eşleriz.
Sayı kavramı
matematiğin temel bir kavramıdır demiştik. Oysa sayı yaşamın temel bir
kavramıdır. Tek ile çok arasındaki kavramı çocuk çok iyi kavrar. Deniz
kıyısında bir çok çakıl taşı gören bir çocuk bunların arasından sadece bir tane
alabilir. Bir avuç aldığı zaman toplamdan az ama bir taneden fazla aldığını
bilir. Kaç taşa sahip olduğu konusunda bir fikir edinebilmek için elindeki
taşları sayar. Örneğin 15 kalem. Burada "15" adet bildirmektedir. 15
t0p, 15 martı, 15 ekmek gibi. Sayılabilecek tüm cisimlerin ortak bir
özeliğidir. Yetişkin insanlar bir çok
temel kavramı anlamakta zorluk çekerler ama çocuklar yaşamlarının ilk evrelerinde bu kavramlar konusunda sezgisel
bir anlayışa sahiptirler. Her aile
bir kümedir. Anne, baba ve çocuklar. Bir çok ailenin oluşturduğu kümeler
topluluğu evrensel kümeyi oluşturur. Her aile alt parçalara ayrılabilir.
Bunlara alt kümeler denir. İki küme kesişebilir veya birleşebilir. Oluşan yeni
kümelere kesişim veya birleşim kümeleri denir. Küme işlemlerindeki kesişim ve
birleşim, mantıktaki niceleyicilerin karşılığıdır. Bu ilişki kümelerdeki bazı
önermelerin mantıksal önermelerle ifade edilmesini mümkün kılar. Öyleyse
matematik çağdaş yaşamla iç içedir. Her zaman moderndir. Biri diğerinden
soyutlanamaz.
Ölçme bugün
yaşamımızda büyük bir yer tutar. Fizik dersinde yaptığımız aynı deneyin
sonuçlarının farklı gruplarının farklı ölçülerle değerlendirildiğini görürüz. Bu o deneydeki
geçerliliği mi kanıtlar? Hayır sadece ölçmede farklılıklar vardır. "Burada
en doğru ölçümü kim yapmıştır?" diye sorabiliriz. Yanıt " Tüm
öğrencilerdir." Farklılık ölçü aletlerinin kullanılış biçiminde
kaynaklanmış olabilir. Yeri gelmişken kimin yazdığını bilmediğim bir öyküyü
anlatmadan geçemeyeceğim. Dört kişiden biri kimyacı, biri fizikçi, biri matematikçi
ve bir diğeri de insan bilimcidir. Her birine birer barometre verilerek bir
kilise kulesinin yüksekliğini ölçmeleri söyleniyor. Kimyacı gazlar konusunda
her şeyi biliyordu. Kulenin altındaki ve üstündeki hava basınçlarını ölçtü
(0-60) metre arasında dedi. Fizikçi pahalı araçları umursamazca kullanmaya
alışkındı. Barometresini kuleden aşağı attı ve düşüş süresini ölçerek
yüksekliği (22-27) metre arasında hesapladı. Matematikçi kulenin gölgesinin
uzunluğunu barometrenin uzunluğu ile karşılaştırdı ve (30-30,5) metre arasında
dedi. İnsan bilimci ise barometreyi sattı elde ettiği parayla kilisenin
zangocuna birkaç kadeh içki ısmarladı. Ve kule yüksekliğinin 30,4 metre
olduğunu öğrendi. Bu öyküden de anlaşılacağı gibi değişik ölçmelerin değişik
sonuçlar vereceği ortadadır. Modern dünyada yaşam büyük ölçüde insanın kesin
ölçümler yapabilme yeteneğine bağlıdır. Dünyanın çeşitli yerlerinde ölçümler
için uzunluk, zaman, kütle, gerilim ve bir çokları için standart ölçü birimleri
kullanılır. Bunun sonucu olarak Japonya'da yapılan bir mil yatağı beş yıl önce
Almanya'da yapılmış olan bir motor miline tıpatıp uyabilir.
Sümerler bir
elin parmakları olan 10 sayısını ve
onluk sayma sistemini kullanmışlardır. 12 aralığını bularak zamanı saatle, 60
sayısından yararlanarak zamanı ölçen saati, dakikayı, saniyeyi bulmuşlardır.
Hiçbir şey birden ortaya çıkmamıştır. Ama matematik bir gereksinmedir. Yaşamın
bir parçasıdır. Yaşamın her evresi matematiktir. Doğru düşünme kurallarını
öğretir. Düşünce ile somut kavramlar arasında bağıntı kurar. Sosyal ve bilimsel
gelişme sürecini çabuklaştırır. İnsan zekasını geliştirir. Bunun en yakın
örneği; 10 yaşındaki bir öğrencinin bir üniversitenin matematik bursunu
kazanmasıdır. Aslında her çocuk doğduğunda bir harikadır. Onu işlemek yaşamın
en ileri seviyesine götürmek eğitmek güç iştir. Kendimizden vermeden, sürekli
alarak hem matematik hem de hiçbir şey
öğretilemez. Başarılı olmak değil, öğrenmek bile mümkün değildir. Matematik
tüm yaşamdır. Yaşamı seviyoruz, öyleyse matematiği de sevmeliyiz. önermesinin
doğruluk değeri daima 1 olmalıdır. Gelişen, değişen, hem de hızla değişen
dünyaya seyirci kalamayız.
Büyük insan
önderimiz Atatürk matematiği dilimizde daha anlaşılır bir biçime getirmiştir.
Ona yaşamımızı borçluyuz. Bizzat kendisi matematikte kullanılan terimlerin
adlarını bizim anlayabileceğimiz günlük konuşma dilimize çevirmiştir. Bugün
doğru düşünebiliyorsak onun sayesindedir. İleriyi gören bakışları sayesinde
bizi uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmıştır. Bugün bilimin her dalında araştırma yapıp dünyaya
kendini kanıtlamış bilim adamlarımız vardır. Ulusumuzu, vatanımızı her şeyden
önemlisi insanlarımızı severek sürdür düğümüz eğitim ve öğretimimizde her an
öğrenmeğe araştırmaya ve uygar olmaya özen göstermeliyiz. Matematik yaşamın
kendisidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder