27 Mayıs 2015 Çarşamba

Ünlü matematikçi John Nash trafik kazasında öldü

24.05.2015 Pazar 

Nobel ödüllü ünlü matemetikçi John Nash "Akıl Oyunları" filmine de konu olmuştu. Nash, New Jersey'de eşiyle birlikte geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. John Nash 86 yaşındaydı.

Russell Crowe'un "Akıl Oyunları" filminde canlandırdığı Nobel ödüllü matematikçi John Nash eşiyle birlikte New Jersey'de geçirdikleri trafik kazasında hayatını kaybetti.
Princeton Üniversitesi Profesörü olan 86 yaşındaki John Nash ve 82 yaşındaki eşi Alicia'nın içinde bulunduğu taksinin yol kenarındaki parmaklıklara çarptığı belirtiliyor.
New Jersey Eyaleti Emniyet Müdürü Gregory Williams,Nash ve eşinin çarpışmanın etkisiyle aracın dışına fırladığını ve muhtemelen kaza sırasında emniyet kemerlerinin takılı olmadığını ifade etti.
Nash, 1994 yılında nobel ekonomi ödülüne layık görüldü. Özellikle oyun teorisi alanındaki çalışmalarıyla biliniyordu. Nash, kendisine paranoyak şizofreni teşhisi konulduktan sonra bir süre bilimsel çalışmalardan uzak kaldı. Ancak ilerki zamanlarda kariyerine yine Princeton Üniversitesi'nde öğrencilerle biraraya gelerek sürdürdü.

1 Nisan 2015 Çarşamba

Fermat'ın kayıp ispatı bulundu!



     
            1637 yılında Fransız matematikçi Pierre De Fermat'ın bir kitapta bahsettiği Fermat'ın Son Teoreminin ispatı Princeton Üniversitesi kütüphanesindeki Fermat'ın mektupları arasında bulundu.
Fermat teoremi kitapta belirtmiş ama "bu ispatı yapmak için yeterli alan olmadığı için yapmayacağım" diyerek ispatını yapmamıştır. O günden bu yana matematikçiler bu teoremi kantılamak için uğraşmışlar ve 1995 yılında Andrew Wiles tarafından 130 sayfalık bir kanıt yapılmıştı. Birçok tarihçi Fermat'ın aslında bu teomrei ispatlayamadığını savunmuşlardır. Bugün elde edilen mektuplar Fermat'ın bu teomrei Andrew Wiles'tan daha kısa ve öz şekilde ispatladığını ortaya koymuştur.
            İspatı görmek için tıklayınız: http://www.princeton.edu/~aloo/fermat

1 Şubat 2015 Pazar

Matematik Agaci


Matematigin Hayatimizdaki Yeri

GELECEGIN EGITIM SISTEMI


Başarılı Öğretmenlerin Farklı Yaptığı 25 Şey


       Bir öğrenciye, onu okulda başarılı yapan şeyin ne olduğunu sorduğunuzda, size muhteşem yeni bir kitap ya da harika bir eğitim film serisinden bahsetmeyecektir. Alacağınız yanıt çoğunlukla şu olacaktır: “Hep öğretmenim Bay Jones sayesinde. Çünkü o benden hiç vazgeçmedi.”
       Çocukların başarılı bir eğitimden alıp hayatlarına taşıdıkları şey, genellikle kendilerine ve yaptıklarına tutku ve ilham aşılayan bir öğretmenle kurdukları ilişkide yatar. Başarıyı ölçmek kolay değil. Ve akademi dünyasında eğitimciler, öğrenmeyi nasıl ölçmeleri gerektiğini sürekli olarak yeniden değerlendiriyorlar. Ancak sorulması gereken ilk ve en önemli soru şu olmalıdır:
       Öğretmenler öğrencilerine ulaşmayı başarabiliyorlar mı? İşte başarılı eğitimcilerin yaptığı 25 farklı şey…

1. Başarılı öğretmenlerin net hedefleri vardır.
Yeni bir yere doğru yol alıyorsanız, doğru yolda olduğunuzu nasıl anlarsınız? Yol işaretlerini ve bir harita (bugünlerde daha çok GPS) kullanırsınız. Eğitim dünyasında, öğrencileriniz için koyduğunuz hedefler sizin varış noktanız üzerindeki yol işaretleriniz gibi iş görür. Planınız ise haritanızdır. Bir plan yapmak derslerinizde yaratıcılığın eksik olduğu anlamına gelmez, aksine bu plan size, yaratıcılığı içinde dilediğiniz gibi kullanabileceğiniz bir çerçeve verir.

2. Başarılı öğretmenlerin bir amaç duygusu vardır.           
Her iş günümüz “destansı” güzellikte geçmez. Bazen hayat sıradan ve sıkıcıdır. Büyük resmi görebilen ve bir amaç duygusu olan öğretmenler, zor ve sıkıcı günlerin üstesinden gelebilirler çünkü onların gözleri yolun sonuna odaklanmıştır.

3. Başarılı öğretmenler anında geribildirim almadan yaşayabilirler.
Bir ders planı hakkında saatlerce ter döküp de, öğrencilerinizden küçücük bir gülümseme ya da “Çok güzel bir dersti!” gibi bir övgü almadan dersi bitirmek kadar kötü bir şey yoktur. Çok fazla şey vermek ve anında sonuçlarını görememek çok zordur. Anlık hazlardan medet uman öğretmenler kısa sürede tükenir ve hayal kırıklığına uğrar. Öğrenmek, ilişkiler ve eğitim oldukça dağınık bir uğraştır. Daha çok bir bahçeye bakmaya benzer. Büyürken bolca zamana ve bolca kire ihtiyaç duyar.

4. Başarılı öğretmenler öğrencilerini ne zaman dinlemeleri gerektiğini ve ne zaman görmezden gelmeleri gerektiğini bilirler.
Öğrenci geribildirimini doğru okumak önemlidir. Öğrencilerini hiç dinlemeyen bir öğretmen eninde sonunda başarısız olacaktır. Öğrencilerini sürekli dinleyen bir öğretmen de eninde sonunda başarısız olacaktır. Ne zaman dinleyip karşındakinin fikrini uygulamak gerektiğini bilmek ve ne zaman “Hayır, böyle yapıyoruz. Çünkü ben öğretmenim ve uzun vadedeki büyük resmi görebiliyorum” diyeceğini bilmek kolay bir iş değildir.

5. Başarılı öğretmenler olumlu davranışları olan insanlardır.
Negatif enerji yaratıcılığı öldürür ve hata yapma korkusunun oluşması için harika bir zemin hazırlar. İyi öğretmenlerin iyimser ve neşeli bir ruh halleri, canlılıkları ve enerjileri vardır. Anlık başarısızlık ya da terslikleri geçmişte bırakıp nihai hedefe odaklanırlar. Pozitif olmak yaratıcılığı besler.

6. Başarılı öğretmenler öğrencilerinin başarılı olmasını bekler.
Bu, anne babalar için de geçerlidir. Öğrenciler kendilerine inanacak birilerine ihtiyaç duyarlar. Kendi yeteneklerini görebilecek daha bilge ve yaşlı insanlara gereksinim duyarlar. Başarılı öğretmenler çıtayı yüksek tutar ve sonra hata yapmanın normal olduğu bir ortam yaratırlar. Bu, öğrencilerin kendilerinden beklenen hedeflere ulaşana kadar denemekten vazgeçmemeleri için onları motive eder.

7. Başarılı öğretmenlerin mizah duygusu gelişmiştir.
Mizah ve zeka, kalıcı bir izlenim yaratır. Stresi ve gerilimi azaltır. İnsanlara içinde oldukları duruma farklı bir açıdan bakma şansı verir. Eğer 1000 öğrenciye en sevdikleri öğretmen hakkında sorular sorsanız, bahse girerim yüzde 95′i komik ve biraz çatlaktır.

8. Başarılı öğretmenler içtenlikle övgüde bulunurlar.
Evet öğrencilerin cesaretlendirilmeye ihtiyacı var, ama gerçek bir cesaretlendirmeye. Eğer yapabileceklerinin sadece yüzde 50′sini yaptıklarını bildiğiniz halde onları övüyorsanız, bu onlara iyilik olmaz. Hiçbir övgünün ve takdirin olmadığı bir ortam yaratın demek istemiyorum, ancak övgülerinizi mantıklı bir şekilde kullandığınız için değerli olduğu bir ortam yaratmalısınız.

9. Başarılı öğretmenler risk almayı bilir.
Bilge bir söz vardır: “Biraz fazla ileri gidenler, birinin ne kadar ileri gidebileceğini bilen kişilerdir.” Riske girmek, başarı formülünün bir parçasıdır. Öğrencileriniz, sizin sınıfta yeni bir şeyler denediğinizi görmeye ihtiyaç duyarlar. Kendi risklerinizi alırken hatalarla nasıl baş ettiğinizi yakından izleyeceklerdir. İnanın bu, öğrettikleriniz kadar önemli ve değerlidir.

10. Başarılı öğretmenler tutarlıdır.
Tutarlılık, “yapışıp kalmak” ile karıştırılmamalıdır. Tutarlılık, yapacağım dediğiniz şeyi yapmanız ve ruh halinize göre kurallarınızı değiştirmemenizdir. Böylece öğrencileriniz ihtiyaç duyduğunda size güvenebilirler. Çağın gerisinde kalmış öğretim metotlarına takılıp kalan öğretmenler tutarlılıklarıyla böbürlenebilirler, ancak bu zekice maskelenmiş bir inattan başka bir şey değildir.

11. Başarılı öğretmenler derin düşünür.
Takılıp kalmış ve inatçı bir öğretmen olmayı önlemek için, başarılı öğretmenler eğitim yöntemleri, yöntemlerinin sunumu ve öğrencileriyle nasıl bağ kurdukları üzerinde uzun uzun düşünürler. Derin düşünce, biraz anlayış ve kararlılıkla güçlendirilebilen zayıflıkları ortaya çıkarmak için gereklidir.

12. Başarılı öğretmenler kendi akıl hocalarını kendileri arayıp bulur.
Eğer çevrelerinde destek alabilecekleri kendilerinden daha bilge ve yaşlı kişiler yoksa, derin düşünen öğretmenlerin cesaretleri kolayca kırılabilir. Bir akıl hocasına sahip olmak için asla çok yaşlı ya da çok bilge olamazsınız. Akıl hocaları, “Evet, düşüncelerin doğru” ya da “Hayır, yanlış yapıyorsun çünkü..” diyen ses olabilir. Akıl hocaları, insanlara farklı bir bakış açısı sağlar.

13. Başarılı öğretmenler anne babalarla iletişim kurar.
Anne babalar ile öğretmenler arasındaki işbirliği bir öğrencinin başarısı için kesinlikle hayati değer taşır. Mutlaka açık bir iletişim yolu yaratın ki anne babalar size endişeleriyle gelebilsinler ve aynı şekilde siz de onlara gidebilin. Bir öğretmen ve anne baba “birleşik bir cephe” oluşturursa, öğrencilerinizin kaybetme şansı çok düşük olur.

14. Başarılı öğretmenler işlerinden zevk alır.
İşini seven öğretmenleri hemen fark edersiniz. Sanki bulaşıcı bir enerji yayarlar. Konu, çok zor bir matematik işlemi bile olsa, mutlaka canlıdır. Eğer işinizi ya da konunuzu sevmiyorsanız, bu öğretmenize de yansır. Neden motivasyonunuzun düşük olduğunu ve kendinizi sönük hissettiğinizi anlamaya çalışın. Belki de konuyla hiçbir ilgisi yoktur ve bu his sadece beklentilerinizden kaynaklanıyordur. Beklentilerinizi yeniden ayarlayın. Belki de öğretme sevgininiz tekrar geri gelecektir.

15. Başarılı öğretmenler öğrencilerinin ihtiyaçlarına adapte olur.
Sınıflar sürekli gelişen dinamik organizmalar gibidir. Gününe, sınıf mevcuduna ya da kim bilir ayın durumuna bağlı olarak öğrencilerinize uyum sağlamak için planlarınızı ya da programınızı değiştirmek zorunda kalabilirsiniz. Çocuklar büyüdükçe ve değiştikçe, öğretme yöntemlerinizi de değiştirmek zorunda kalabilirsiniz. Eğer hedefiniz bir müfredatı ya da yöntemi uygulamaksa, onu değiştirmek zorunda kalmak size kişisel bir hakaret gibi gelebilir. Öğrencileriniz ve hedefleriniz arasında bağ kurun, böylece zaman ilerledikçe değişimler yapmak konusunda sorun yaşamazsınız.

16. Başarılı öğretmenler sınıftaki değişimleri sıcak karşılar.
Bu bir önceki öneri ile bağlantılı, ancak ondan bir parça farklı. Hiç evinizden ya da yatak odanızdan çok sıkılıp tekrar yeni gibi hissetmek için her şeyi tekrar düzenlediğiniz oldu mu? Değişim beyni heyecan ve macera ile ateşler. Öğrencilerinizi de harekete geçirmek için bazen sınıfınızı değiştirin. Masaların yerini değiştirmek ya da rutinleri bozmak gibi basit değişiklikler, uzun bir yılın ortasında yeni bir hayatı içinize çekmenizi sağlayabilir.

17. Başarılı öğretmenler yeni araçlar keşfetmeye zaman ayırır.
Gelişmiş teknolojiler sayesinde sınıfınıza ve ders programınıza harika işlevler katmak için yepyeni kaynaklar ve araçlar var. Şüphesiz öğrencileriniz (sizden çok daha genç oldukları için) muhtemelen sizin daha elinizi bile değdirmediğiniz teknolojileri zaten kullanıyorlardır. Sınıfa teknolojiyi getirmekten çekinmeyin. Öğrencileriniz teknolojinin her yerde olduğu bir dünyada büyüyor olacak. Onlara güzel bir fırsat verin ve teknolojiyi sınıfınızda kullanın.

18. Başarılı öğretmenler öğrencilerine duygusal destek verir.
İçinde yaşadığımız dönem, öğrencilerin bilgiden çok duygusal desteğe ihtiyaç duyduğu bir dönem. Öğrencilerinizle duygusal düzeyde bir bağ kurmak, sizin tavsiyelerinizi daha fazla dinlemelerini ve bu öğütleri kalplerinde hissetmelerini sağlar. Öğrenciler öğretmenlere ihtiyaç duydukları kadar akıl hocalarına da ihtiyaç duyarlar.

19. Başarılı öğretmenler bilinmeyen karşısında rahattır.
Sınıf bütçenizin geleceğini, öğrencilerinizin anne babalarının katılımlarının düzeyini ya da verdiğiniz tüm emeklerin sonucunu bilmediğiniz bir ortamda ders vermek zordur. Daha felsefi bir açıdan bakarsak, şu soruyu sorabiliriz: Elinizde her şeyin cevabı yokken ne kadar rahatsınız? İyi öğretmenler, bilinmeyenlerle dolu bir ortamda bile öğretmeye devam edebilirler.

20. Başarılı öğretmenler anne babalar tarafından tehdit edilmiş hissetmez.
Maalesef bazen öğretmenler ve anne babalar birbirilerini tehdit ederler. Kendini güvensiz hisseden bir öğretmen, aileleri tehdit olarak görecektir. Bir öğretmenin hatasını yüzüne vurmak için bekleyen çok sayıda aşırı müdahil helikopter anne babalar olsa da, çoğu aile çocuğu için en iyi olanı ister. Başarılı öğretmenler yetenekleri konusunda kendilerinden emindir ve anne babalar sınıfa gelip fikirlerini belirtmek istediklerinde tehdit edilmiş hissetmezler. Ayrıca iyi öğretmenler, anne babaların tavsiyelerini izlemek zorunda olmadıklarını bilirler!

21. Başarılı öğretmenler sınıfa eğlence getirir.
Aşırı ciddi olmayın. Bazı günlerde hedef “eğlence” olmalıdır. Öğrenciler sizin insani tarafınızı görür ve hissederse, bu, güven ve saygının temelini atar. Eğlence ve eğitim, birbirini dışlayan şeyler değildir. Mizahı kullanmak en sıradan konuyu bile ilginç hale getirebilir.

22. Başarılı öğretmenler bütünsel öğretir.
Öğrenme vakum yoluyla gerçekleşmez. Depresyon, endişe ve zihinsel stres, öğrenme süreci üzerinde ciddi bir etkiye sahiptir. Eğitimcilerin ve eğitim modellerinin bir kişiyi bütün olarak ele alması çok önemlidir. Matematik ile ilgili en komik ve en yenilikçi dersi veriyor olabilirsiniz, ama eğer karşınızdaki öğrenci anne babasının boşanacağını yeni öğrendiyse, ona hiçbir şey öğretemezsiniz.

23. Başarılı öğretmenler asla öğrenmeyi bırakmaz.
İyi öğretmenler programları içinde kendi öğrenmeleri için de zaman yaratırlar. Bu sadece belli bir konu hakkındaki bilginizi artırmaz, aynı zamanda sizi tekrar öğrenci konumuna getirir. Her zaman öğreten durumunda olduğunuz için kolayca unutabileceğiniz öğrenme süreci hakkında bir bakış açısı kazandıracaktır.

24. Başarılı öğretmenler kalıpları yıkar.
Bunlar kişisel kalıplar da olabilir. Mesela kendinize “Bunu asla yapamam” diyor olabilirsiniz. Belki de kendinize, “Asla öğrencilerin birbirine not vermesine izin veren bir öğretmen olmayacağım” diye sözler veriyor olabilirsiniz. Bu konuda çocukken kötü bir deneyim yaşadınız belki de. Bazen büyümenin önündeki en büyük engel kendimiz oluruz. Öğretme yöntemlerinizin içinde kalıplarınız var mı? İyi öğretmenler onları ne zaman kırmaları gerektiğin bilirler.

25. Başarılı öğretmenler kendi konularında uzmanlardır.
İyi öğretmenler işlerini çok iyi bilmeye ihtiyaç duyarlar. Eğitim metodolojisine ek olarak kendi konularınızı da çok iyi bilmelisiniz. Öğrenmeyi asla bırakmayın. Başarılı öğretmenler, meraklı kalmaya devam ederler.

Çeviri: Demet Sunar

21 Ocak 2015 Çarşamba

Yeni Nesiller


NESİLLER AYRILIYOR: X, Y ve Z NESİLLERİ

 

Dünya genelinde genç kuşaklar X, Y, Z kuşakları olarak adlandırılıyor. X kuşağı yeniliklere adapte olmaya çalışırken, bir yandan sabırla iş hayatlarında kademe atlıyor; Y kuşağı iş hayatında hemen yönetici olmayı, para harcamak için çalışmayı tercih ediyor, kendi görüşlerinden asla vazgeçmiyor; Z kuşağı ise artık sokakta birdirbir oynamıyor, ipad’leriyle sosyalleşiyor…

Farklı nesillerin iş yaşamına, teknolojiye ve hatta hayata uyum sağlamaları değişiklik göstermektedir. Burada matematik denklemlerini çağrıştıran X, Y, Z nesillerinin özelliklerinden bahsederken, özellikle günümüz Gezi olaylarıyla ön plana çıkan Y neslini anlamaya çalışacağız.

X nesli, 1965-1979 arası doğanlara denir. Bu durumda en yaşlısı 48, en genci 34 yaşındadır. X nesli kurallara uyumlu, aidiyet duygusu güçlü, otoriteye saygılı, sadık, çalışkanlığa önem veren bir kuşak olarak tanımlanıyor [1]. İş yaşamlarında çalışma saatlerine uyumlu olup iş motivasyonları yüksektir. Belirli çalışma süresinden sonra kademe atlayabileceklerine inanırlar ve sabırlıdırlar. Daha çok yaşamak için çalışırlar. Ayrıca, bu nesil, bir takım icatlara, buluşlara şahitlik etmiştir. Dünyaya gözlerini merdaneli çamaşır makinesi, transistörlü radyo, kaset çalar ve pikapla açan X nesli sakinleri pek çok dönüşüm yaşamıştır. Özellikle, teknoloji açısından düşünüldüğünde, bilgisayar sistemlerinin dönüşümü ve buna bağlı değişen iş yapış şekillerine adapte olmaya çalışmışlardır. Ülkemizin %22’sini oluştururlar [2].

Y nesli, 1980-1999 arası doğanlardır. Y neslinin en yaşlısı 33, en genci ise 14 yaşındadır. Kuşaklar arası farklılığın en çok hissedildiği nesil özelliği taşırlar. Çünkü onlar bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler ve iş yaşamlarında da farklılar. Belirlenen mesai saatleri arasında çalışmayı sevmiyorlar. Bu yüzden, iş saatinden ziyade işe odaklanmaları gerekiyor. Bu durumda onları işin bir parçası haline getirmek önemlidir. X nesline göre Y neslinin örgütsel bağlılıkları azdır ve çok fazla iş değiştirdikleri de söyleniyor [3]. Bir an önce yönetici olmak ya da kendi işlerini kurmak istiyorlar. Onlar, iş hayatını sadece yaşamlarını sürdürebilmek için değil, daha rahat para harcamak için istiyorlar. Y nesli, çok farklı kişisel özellikler taşımakta ve özellikle üniversitelerden yeni mezun olanları kapsamaktadır. Y neslinin uyumsuz olduğu, kendisinden farklı düşünenleri acımasızca eleştiri yağmuruna tuttuğu da bir gerçek. Bu durum aşırı bireyci olmasından ve otorite tanımamasından kaynaklanıyor. Bu nesil kural tanımıyor. Ülkemizin %35’ini oluşturdukları söyleniyor. Yani 27 milyon genç [2].

Z nesli, 2000 yılı ve sonrası doğanlara denir. En büyüğü 13 yaşındadır. İnternet ve mobil teknolojileri kullanmayı seviyorlar. Günümüzde yaygın olan akıllı telefonlar, ipad’ler ya da tablet bilgisayarlar ile her alanda aktifler. Özellikle internet aracığıyla sosyalleşmeyi tercih ediyorlar. Diğer nesillerden farklı olarak, internet ve teknoloji ile doğdukları tabir edilir. Ülkemizin %17’sini oluşturuyorlar [2]. Oyuncak yerine ipad’lerle oynarlar ve teknoloji ile birlikte büyürler. Bu yüzden de çabuk tüketen bir nesildir. Fakat internet ile fazla haşır neşir olduklarından aynı anda birden fazla konu ile ilgilenebilme yeteneklerinin gelişeceği tahmin ediliyor [1]. Söz konusu bu yetenek aynı zamanda Y neslinde de yaygın olarak görülüyor ve bu tek bir konuya odaklanmaya göre daha pratik olabilir. Bunun en iyi örneklerinden bir tanesine geçenlerde düzenlenen bir konferansta şahit oldum. Konuşmacı konuşmasını yaparken çoğunluğu Y  nesli üniversite öğrencisi olan dinleyicilerden kimisi eş zamanlı olarak konferansın Twitter sayfasında yorumlarda bulunuyor, kimisi ipad’i ile sahnenin resmini çekip Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda paylaşıyordu. Tabi bunlarla meşgul olurken konuşmayı da dinliyorlardı. Aynı anda dinleme, yorum yapma, resim, video vs. yayınlama/paylaşma yeteneği harika bir şey olsa gerek… Fakat kendisi konuşurken yüzüne bakmadığını düşünen X sakinleri bunu “saygısızlık” olarak da nitelendirebiliyor. Zaten tehlike ya da uyuşmazlıklar da bu noktada söz konusu oluyor. Bu tür uyuşmazlıklara özellikle “eğitim” alanında çok sık rastlıyoruz ki birazdan bu konuyu ayrıca ele alacağız.

Nesillere 1965 ile başladık. Peki, daha önceki tarihler hangi nesli ifade ediyor?

1946-1964 yıllarında doğanlar “baby boomer” olarak adlandırılıyor. “Baby boom” bir Kuzey Amerikan-İngiliz terimidir. Özellikle Amerika’da II. Dünya savaşının bitiminde başlayıp 1960 yılı başlarına kadar süren, yıllık doğum hızında büyük artış anlamına geliyor. Amerika’da bu dönemde  gelişen ekonomiye de paralel olarak 78.2 milyon kişi doğmuş ve 1955, doğum artış hızının tepe yaptığı yıldır. Bu olay, “baby boom”, bu dönemde doğanlar da  “baby boomer” olarak adlandırılıyor [4]. Şu anda baby boomer neslinin en yaşlısı 68 yaşında, en genci ise 49 yaşındadır. Bu nesil teknolojiden uzaktır, diğer bir deyişle teknolojiyi benimseyememiştir. Teknoloji yaygın olmadığı için çoğu zaman işlerini kendi kendilerine yapmak zorunda kalmış, üretmişlerdir. Bunun yanında, iş sadakatleri yüksektir. Diğer kuşaklardan farklı olarak, iş yaşamları için “çalışmak için yaşamışlardır” ifadesi kullanılabilir. Ayrıca bu nesil için “önce çocuklarına daha sonra ise anne ve babalarına baktılar” ifadesi de kullanılmaktadır [5]. Sadakatlilik ve kanaatkârlık duyguları oldukça yüksektir. Ülkemizin %19’unu oluşturuyorlar [2].

“Daha öncesi yok mu?” diyenler olabilir. Genel olarak nesiller yukarıda bahsettiğimiz şekilde dörde ayrılıyor. Söz konusu yıllardan önce doğanlara ise “sessiz kuşak” diyoruz. Sessiz kuşak, 1927-1945 döneminde doğanlar olarak anılır ki; onlar babaannelerimiz, dedelerimizdir. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’deki Cumhuriyet kuşağıdır. Ülkemizin yalnızca %7’sini oluşturuyorlar [2].

Günümüzde Y nesli

Y neslini diğer nesillerden kırılma noktası olarak ele aldığımızda, gerçekten iyi anlamak gerekiyor. Genellikle bu neslin ayrı özellikleri olduğundan habersiz olan popülasyon yaygın olduğundan günümüzde dünya pek çok uyuşmazlık ya da çatışmalara sahne oluyor. Şimdi Y neslinin ön plana çıkan özelliklerini maddeler şeklinde tekrar sıraladığımızda bazı olaylar fotoğraf kareleri şeklinde beynimizde canlanacak.

  • Bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler.
  • Otoriteyi sevmiyorlar.
  • Kendilerine kurallar koyulmasından hoşlanmazlar.
  • İş yaşamlarında kurallara ve mesai saatlerine göre çalışmayı sevmiyorlar. Buna rahatlıkla karşı çıkabiliyor, çok fazla iş değiştirebiliyorlar.
  • Otorite sevmediklerinden bir an önce müdür olmak ya da kendi işlerinin patronu olmak istiyorlar.
  • Farklı görüşlerin kendilerine dayatılmasına karşı çıkarlar.
  • Farklı görüştekileri acımasızca eleştirebilirler.
  • Kendi görüşlerine karşı olan eylemler gündeme geldiğinde hiç düşünmeden direnişe geçerler.
  • Direnişleri uğruna ölümü dahi göze alırlar ve istedikleri olana kadar direnmekten vazgeçmezler.
  • Onlar için gruplaşma ve akranlarına kendini kabul ettirme önemli olduğundan, sosyal gruplara katılma ve birlikte hareket etme önemlidir.
  • Sosyal medyayı etkin kullanırlar ve görüşlerini rahatlıkla dile getirmekten çekinmezler.
  • Bir olay karşısında eylemde bulunacakları zaman birliktelik kurmak için sosyal ağları ciddi bir araç olarak kullanırlar ve oradan yapılan çağrıları sorgusuzca kabul ederler.

Son günlerde sosyal ağlar aracılığıyla birliktelik sağlayarak yollara dökülen, Gezi olaylarıyla gündeme damgasını vuran Y nesli değil midir? Ya da kendi görüşlerini anlatmak ve isteklerini kabul ettirmek için günlerce parkta yatıp kalkan ve bundan vazgeçmeksizin direnen Y nesli değil midir? Ve hatta ne demek istedikleri anlaşılmayan da Y nesli değil midir? Ve daha da aklınıza gelen her şey!

Anlaşmazlık nereden kaynaklanıyor?

Konunun uzmanları pek çok konuşma ve yazılarıyla Y nesli çatışmalarının kaynağını açıklıyor. Evet, yanlış okumadınız, söz konusu kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımız da mevcut. Evrim Kuran, 2001’den bu yana kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımızdan birisi. Bir söyleşisinde şöyle diyor [2]:

“Y kuşağını iki harfle özetlerim: “BD”. Yani “bullshit detector” (Saçmalık dedektörü). Y kuşağı, kafasına uymayan, saçma durum gördüğünde dayanamıyor, kaynamaya başlıyor. Cumhurbaşkanı olmuş, başbakan olmuş, öğretmeni, genel müdürü hiç fark etmiyor, hemen tepki veriyor. Çünkü bu kuşağın temel değerlerinden biri; adalet duygusu…”

Diğer taraftan Y kuşağı için akranları ve aileleri çok önemlidir. Akranları tarafından kabul görme özelliği yüzünden çok çabuk bir araya gelebiliyorlar. Bunun en büyük yansımasını sosyal medyada gördük. Gezi olayları ile ilgili pek çok bir araya gelme imkânlarını bu mecradan yarattılar. Ayrıca bu kuşağın aileleri çocuklarına çok düşkünler. Bu yüzden onların istekleri söz konusu olduğunda çok çabuk onların seviyesine inebiliyor, sorunlarını halledebiliyorlar. Aileler yeri geldiğinde Y nesli için birer kanka, arkadaş olabiliyor. Yine ailelerin bir araya gelip Gezi Parkı’nda çocuklarını korudukları ve onları desteklediklerini gördük, izledik ki; ailelerin Y nesli çocuklarını ne kadar desteklediklerine verilebilecek en iyi örneklerden bir tanesidir.

Günümüzde Y nesli yanlış değerlendiriyor; tembel, disiplinsiz, prensipsiz oldukları söyleniyor hatta apolitik olmakla suçlanıyor. Hâlbuki Y nesli farklı bakış açılarına sahip. İşte anlaşmazlık da buradan kaynaklanıyor. Y neslinin özelliklerine devam edecek olursak; inançları uğruna sonuna kadar savaşırlar. Bunu yaparken ise direnmek yerine eğlenirler. Akranlarıyla bir araya gelerek kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışmaktan zevk duyarlar, tadını çıkartırlar. Özgüvenleri yüksektir. Hele ki ailelerinden onay olarak bunu yapmaları onları doruk noktasına çıkartıyor, kendilerini daha da özgür hissediyorlar.

Toplumda görülen “ötekileştirme” yaklaşımına Y nesli katılmıyor ve bunun yanlış olduğunu düşünüyor. Y nesli ötekileştirmek bir yana, eş cinsel, muhafazakâr ya da herhangi birisi olsun birbirine eş tutuyor, kendi neslinden herhangi birisi ile aynı ortamda bulunabiliyor, birlikte direniyor. Bu kuşak her şeyin sahici olmasını istiyor [5].

Sonuç olarak, toplumun bu gençlerin dilini öğrenmesi gerekiyor! Onları anlaması, yanlış değerlendirmemesi gerekiyor! Örneğin, Gezi olaylarıyla onlar birer halk ayaklanması yarattıklarını düşünmüyorlar, aksine binlerce insanın birlikte iletişim kurabildiklerini, birlikte bir bağ oluşturabildiklerini düşünüyorlar. Toplum tarafından yanlış anlaşılmalarına daha iyi örnek ne olabilir ki!

Eğitim camiasında Y nesli

Eğitim camiasında özellikle üniversitelerdeki durumları ele alacağız. Çünkü Y nesli çoğunlukla üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Üniversitelerdeki öğretim elemanları ise çoğunlukla X ve Baby boomer nesillerinden ki, tehlike burada başlıyor!

Y neslinin genellikle dersleri dinlemeyen, tembel öğrencilerden oluştuğu zannediliyor. Hâlbuki IQ seviyeleri oldukça yüksek. Onlar aynı anda birden fazla iş yapmaya o kadar alışkınlar ki, derslerde de farklı şeylerle meşgul olmak istiyorlar. Örneğin, herhangi bir cep telefonu uygulaması veya internette sosyal ağ, blog vs. uygulamalarını ders esnasında da takip etmek, sosyal dünyalarından kopmamak istiyorlar. Tabi bu da X nesli öğretim elamanlarını çılgına çevirebiliyor. Aslında aynı anda birden çok etkinliğe dahil olmak istiyorlar. Tek bir şeye konsantre olmak onlar için sıkıcı.

X nesli genellikle disiplini sever ve aynı anda birden fazla işle meşgul olma yeteneği pek yoktur. Bu durum onları Y neslinden ayırır ve özellikle öğrenme-öğretme etkinliklerinde sorun yaşamalarına sebep olur. Böyle bir durumda, öğretim elemanları “dersi dinlemiyorsun”, “dersi dinlemeyen dışarı çıkabilir”, “ne kadar saygısızsın” gibi tepkilerle öğrencilerin derse olan ilgi ve motivasyonlarını düşürebiliyor. Uyuşmazlık da işte bu noktada başlıyor. Öğretim elemanı kapasiteli öğrencileri “tembel, işe yaramaz” gibi sıfatlarla yanlış tanıyabiliyor. Bu durum belki de onların geleceğine dahi engel olabiliyor.

Baby boomer kuşağındaki öğretim elemanları X kuşağına göre daha disiplinlidir. Yeniliklere daha zor adapte olabiliyor. Bu durum Y kuşağı ile uyuşmazlıklarını daha da arttırıyor.

Son günlerde “eğitimde sosyal ağların kullanımı” konuşuluyor. Bunun sebebi, teknolojiye meraklı Y nesli üniversite öğrencilerinin Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda günlük olarak çok sık vakit geçirmeleridir. Bu durumda, X nesli ve baby boomer sakinleri Y nesli ile sosyal ağlar aracılığıyla köprü kurabileceğini düşünüyor. Öğrencilerin kendilerini en açık olarak ifade ettikleri bir mecra olarak düşünüldüğünde sosyal ağlar, eğitim amaçlı kullanılabilir. Fakat bu durum teknolojiden uzak olan baby boomer’lar ile yeniliklere adapte olmaya çalışan x neslinin hoşuna gitmeyebiliyor.

Üniversitelerde “anlayış değişikliği” ya da “değişime adapte olma” olarak ifade ettiğimiz bir takım tutum değişikliklerine ihtiyaç olduğu kesin. Bunun yanı sıra, bazı öğretim elemanlarımızın bireysel olarak başlattığı çabaları da görmezden gelemeyiz. Ercüment Büyükşener’in “yeni medya” isimli bir konferansta anlattığı “facebook’u dersine nasıl entegre ettiği” örneği oldukça çarpıcıdır [6]. Dersinin bazı haftalarını yüz yüze bazı haftalarını ise facebook sayfasından yürüttüğünden bahsediyor. Facebook’ta yoklama aldığını, sınav yaptığını, öğrencilerin ortamdan bağımsız olarak istediği yerden derse katılım sağladığını ve hatta katılımın kayda değer oranda yüksek olduğunu söylüyor. Öğrenci görüşlerini almayı ihmal etmeyen öğretim elemanı, Y neslinden olan öğrencilerinin bu uygulamadan çok memnun kaldıklarını ve derse daha çok motive olduklarını belirtiyor.

Ayrıca, yapılan pek çok araştırmada, üniversite öğrencilerinin sosyal ağları etkin kullandıkları görülüyor. Bu konudaki bir çalışmada, üniversite öğrencilerinin sosyal ağları eğitim amaçlı kullanıp kullanmadıkları sorgulanmıştır. Buna göre, öğrenciler “okul proje/ödevleriyle ilgili araştırma yapmak” için sosyal ağları %71,9 oranında, “eğitim amaçlı grupları ve etkinlikleri inceleme” amaçlı ise %81,3 oranında kullanıyor.  Ayrıca, “güncel, farklı bilgiler ve düşüncelerle karşılaşmak” için sosyal ağ kullanım oranı %89’a varmakta [7].

Sonuç olarak, gençler sosyal ağların eğitim amaçlı kullanılabileceğine inanıyor. Derslerin Facebook ortamında yürütülmesi örneğinde de motivasyonlarının çok yüksek olduğu görülüyor. Bu durumun X ve baby boomer nesillerine anlatılması gerekiyor ki; sosyal ağlar aracılığıyla öğrencileri ile aralarında köprü kurabilecekleri gerçeği her türlü gözler önüne seriliyor.

Evet, nesiller X, Y, Z olarak ayrılıyor. Hatta buna baby boomer ile sessiz kuşağı da ekliyoruz. Fakat nesillerin belirli noktalarda birleştirilmesi, hatta birleşirken aralarda geçişlerin olması insanlığın uyum içinde yaşaması için gerekiyor. Burada nesillerin özellikleri devreye giriyor. Her bir nesil eğer birbirinin özelliğini bilir ve ona göre anlayış geliştirirse uyum içinde yaşamak ancak o zaman mümkün olabilecek